Petar Naumoski, (d. 27 Ağustos 1968). Makedonyalı basketbolcu. 1.94m. boyundaki Naumoski, Türkiye'de Efes Pilsen ve Ülkerspor formaları giymiştir. Aynı zamanda Türk vatandaşlığına da geçmiş olup ismini Namık Polat olarak almıştır.
1989 ile 1991 yılları 1992'de sadece 50 bin dolar yıllık ücret karşılğında Efes Pilsen'e transfer oldu. İlk sezonunda Efes Pilsen normal sezonda ve playoff'ta oynadığı 37 maçı kazanarak şampiyon olurken Naumoski başroldeydi. Aynı sezon Avrupa Kulüpler Kupası'nda takımının finale kadar çıkmasında da büyük pay sahibi oldu. Ancak, İtalya'nın Torino kentindeki final maçında takım arkadaşları gibi tecrübesizliğinin kurbanı oldu ve Yunan takımı Aris karşısındaki 48-50'lik yenilgiyi önleyemedi.
1993-94'te Efes Pilsen ile lig ve kupa şampiyonluğuna ulaştı. 1994'te İtalya'nın Benetton Treviso takımına transfer oldu. 1995'te İstanbul'daki Avrupa Kulüpler Kupası final maçında attığı 25 sayıyla Benetton'u şampiyonluğa taşıdı.
Ertesi sezon Efes Pilsen'e döndü. 1996'nın mart ayında Efes Pilsen'in Avrupa'nın en iddialı takımlarını sırayla eleyerek Koraç Kupası'nı kazanmasında büyük pay sahibi oldu. Mavi beyazlı takımda iki lig şampiyonluğu daha yaşadıktan sonra 1999'da İtalya'ya transfer oldu. 2001 yılında Ergin Ataman'ın çalıştırdığı Montepaschi Siena takımını Saporta Cup finalinde attığı 23 sayı ile kupaya götüren en önemli isimdi. 2004 yılının başında tekrar Türkiye'ye dönen Polat Namık Ülkerspor'un formasını yarım sezon boyunca giydi.
Petar Naumoski, ülkesi Makedonya'da bir dönem VMRO-DPMNE partisinden Üsküp milletvekilliği de yapmıştır.
Kariyeri
1989-90 Jugoplastika Split
1990-91 Pop 84 Split
1991-92 KK Fersped Rabotnicki
1992-94 Efes Pilsen SK
1994-95 Benetton Treviso
1995-99 Efes Pilsen SK
2000-01 Benetton Treviso
2001-02 Montepaschi Siena
2002-03 Pippo Milano
2003-04 Breil Milano
2004-04 Ülkerspor
Zaman Gazetesi Röportajı
1990′lı yıllarda Efes formasıyla Türk basketboluna damgasını vuran Makedon guard Petar Naumoski, tarihi bir itirafta bulundu. Kendine has stiliyle taraflı tarafsız herkesin gönlünde taht kuran Naumoski, 7 yıllık Türkiye kariyeri boyunca Ay-Yıldızlı formayı giymenin içinde ukde olarak kaldığını söyledi. 1996’da Türk vatandaşlığına geçerek Namık Polat adını alan efsane basketbolcu, o dönem A Milli Takım’da oynamak için kendisine teklif yapılmamasını çok içerlediğini ifade etti. Türkiye’ye basketbolu sevdiren adam Naumoski, hafızalardan hâlâ silinmeyen Aris-Efes final maçı başta olmak üzere birçok konuda Zaman’a ilginç açıklamalar yaptı.
Basketbola ne zaman ve nasıl başladın? Ailenizde sporcu varmıydı?
Aslında 15 yaşına kadar futbol oynuyordum. Santrafordum ve penaltıları çok iyi kullanıyordum.. Daha sonra Skopje takımının basketbol hocası bir gün idmanıma gelerek “Sen futbolda değil, basketbolda daha başarılı olursun” diyerek benim aklımı çeldi.
Türkiye’ye yolun nasıl düştü?
Ben Türkiye ile ilk olarak Jugoplastika’da oynarken tanıştım. O dönem G.Saray ile eşleşmiş ve İstanbul’a gelme fırsatı bulmuştum. Fakat takım olarak Aksaray civarında kaldığımız otelin çok kötü olması ve maçı oynadığımız Spor Sergi Salonu’nun tahtadan yapılmış tribünleri, bakımsız hali beni hayal kırıklığına uğrattı. Daha sonra 1992 yılında Efes’ten teklif geldi. Bu kez İstanbul’un biraz daha geliştiğini en azından Aksaray’daki otellerden daha modern otellerin de İstanbul’da var olduğunu görünce teklifi kabul ettim.
Çok cuzi bir parayla Efes’e transfer olmuştun?
Evet 50 bin dolar karşılığında anlaşmaya varmıştık. Şampiyon olduğumuz taktirde bu rakam primlerle beraber 130 bin dolara kadar çıkacaktı.
Daha ilk yılında (1993) Efes’le Avrupa Kulüpler Kupası’nda finale çıktınız ve Torino’da Aris’e 50-48 yenilerek kupayı kaybettiniz. Ne oldu da maçı kazanamadınız?
Genç bir kadromuz vardı. Buna rağmen finale çıkmayı başardık. Final maçından önce hocamız Aydın Örs bir toplantı yaptı ve, ”Finale kalarak büyük bir iş başardık. Kaybetsek bile önemli değil. Yeter ki fark yiyip rezil olmayalım.” şeklinde bir konuşma yaptı. Ben ise bu konuşmayı çok içerledim ve Aris’i yenebileceğimizi, korkmadan oynamamız gerektiğini söyledim. Zaten maça da son saniye kadar ortaktık. Fakat belki de Aris’e kaybetmemiz bir bakıma iyi oldu. Çünkü maçı kazansaydık 6 bin fanatik Yunanlı taraftarlar sahaya inip bizi linç edebilirdi. Bizi ise seçkin insanlardan oluşan küçük bir taraftar grubu desteklemişti. Zaten Arisliler maç biter bitmez bize sandalyelerle saldırmıştı.
1995 yılında bu kez Benetton ile İstanbul’daki finalde Avrupa Kulüpler Kupası sevinci yaşadın. Efes’le alamadığın kupayı Benetton’la alınca neler hissetin?
Benetton’da iken basketbolumu çok daha ilerletmiştim. Olgunlaşmıştım yani. İstanbul’da kupayı kazanmamız tabiî ki benim için anlamlıydı. Keşke Efes’le de Avrupa Kulüpler Kupası’nı kazanıp İstanbul’a kupayla dönebilseydik.
Daha sonraki sezon seni tekrar Efes’e götüren en büyük etken neydi?
Efes’in benim yerime aldığı Amerikalı oyuncu bekleneni verememişti. Bir nevi benim boşluğumu dolduramamıştı. Ben de Efes’e karşı kendimi borçlu hissediyordum ve tekrar Efes’e dönmeye karar verdim.
O sezon Koraç Kupası’nı aldınız. Bu başarıda senin katkın ne kadardı?
Çok iyi bir kadromuz vardı. Benim gibi diğer oyuncular da tecrübe kazanmıştı artık. Takım halinde iyi bir performans sergiledik. Ben de bu kollektif takımın sadece bir parçasıydım.
Efes’teki son senende 1998-99 sezonu final serisinde son 2 maçta sadece 8 ve 1 sayı atmıştın. Bunun sebebi neydi. Prim yüzünden olduğu söyleniyor?
Evet kötü oynamıştım. Ama bana verilen sözler tutulmamıştı ve moralman yıkılmıştım. Ben kim zaman sakat sakat kimi zaman hasta hasta birçok maça çıktım. Her maçımı kalpten oynadım. Ancak Efes’in o dönem genel menajerliğini yapan Pano Natof sürekli beni oyalıyor ve bana birçok şahidin önünde verdiği 250 bin dolarlık prim sözünü yerine getirmiyordu. Halbuki benim sözüm senettir. Bu davranış benim çok gücüme gitmişti. Ben böyle bir muameleyi hak etmediğime inanıyordum.
Efes defterini bu yüzden buruk kapattığın hatta mahkemelik olduğun konuşuluyor?
Doğru, mecbur kaldım ve maalesef Efes’le mahkemelik olduk. Ancak daha sonra Efes’te yönetim değişti ve Başkan Tuncay Özilhan’la oturup orta yolu bulduk. Bu tatsız olayı sonunda tatlıya bağladık.
Senin kendine has özelliklerin ve stilin vardın. 30 saniyelik hücum süresinin 25′ini tek başına kullanırdın. Yine terini formanın askılı tarafıyla silmen hala akıllarda?
İnanın bunlar için herhangi bir özel bir çabam olmadı. Örneğin 30 saniyelik sürenin ne kadarını kullanacağımı Aydın Örs belirlerdi. Ben sadece onun sahadaki beynimdim. Ayrıca çok terlediğim için alnımdan akan ter damlaları gözüme girerdi. Ben de terimi en kısa yoldan silmek için formamın askılarını kullanırdım.
Peki maçlara kendini nasıl hazırlardın?
Takımla yaptığımız idmanlardan sonra tek başıma yaklaşık olarak 1 saat daha çalışırdım. Özellikle 3 sayı ve serbest atış çalışırdım. Maçlarda ise hava atışından sonra kendimi tamamen maça verirdim. Hatta o kadar kendimi motive ederdim ki maçın kendi evimizde mi deplasmanda mı oynandığını bile unuturdum. Çünkü benim çalışma ofisim parkelerdi. İşimi en iyi şekilde yapmak mecburiyetindeydim.
Bir de senin fast-break yapmak yerine tüm takımın gelmesini bekleyip hücum süresi biterken attığın üçlüklerden dolayı arkadaşlarını boşuna yorduğun şeklinde espriler yapılırdı.
(Gülerek) Arkadaşlarımı yormak gibi bir düşüncem kesinlikle yoktu. Dediğim gibi tamamen taktik gereği böyle yapardım. Ayrıca müsait olduğumda çoğu zaman fast break te yapmışımdır.
Türkiye’ye basketbolu sevdiren ender oyunculardan birisin. Peki senin gözünde herhangi bir eksiğin var mıydı?
Tabii ki ben de kusursuz değildim. Biraz daha sıçrama yeteneğim olsaydı çok daha iyi olurdu.
NBA’den teklif almışmıydın?
Evet, birkaç kez teklif gelmişti. Ancak bana en azından 20 dakikalık oynama garantisi vermedikleri için NBA’ye gitmeyi kabul etmedim.
Efes’e transfer olduğunda tercümanlığını yapmak için kulübe gelen Oktay Mahmuti’nin günün birinde çok önemli bir antrenör olduğunu tahmin edebilir miydin?
Ben Efes’e ilk geldiğimde Oktay Mahmudi kulüpteydi ve kendisi bana her konuda yardımcı oluyordu. Aynı zamanda kendisi de benim gibi Makedonyalı olduğu için bana tercümanlık ta yapıyordu. Daha sonraki kendini geliştirdi ve iyi bir antrenör oldu.
Namık Polat adını alıp Türk vatandaşı olmana rağmen neden Ay-Yıldızlı formayı giymedin?
Aslında bu sorunun direkt muhattabı ben değilim. Zira bana Türk Milli Takımı’nda oynamam için ne kimse bir teklifte bulundu ne de böyle bir düşünce içindeydi. Halbuki o zamanki kurallar gereği 3 yıl aralıksız Makedonya milli formasını giymeyip Türk Milli Takımı’nda rahatlıkla oynayabilirdim. Bu da bana büyük onur verirdi.
Türkiye’nin dünya ikinciliğini nasıl değerlendiriyorsun. İkincilik seni şaşırttı mı?
Doğrusu çok şaşırdım. İlk 5’e gireceğini tahmin ediyordum fakat madalya alacağını hiç ummuyordum. Tabi burada oyuncular kadar Tanjeviç’in de büyük bir özverisi vardı. Bence takımın genç oluşu ve en önemlisi başarıya aç oluşları dünya ikinciliğinde büyük rol oynadı. Ancak bundan sonra Türkiye’nin aynı başarıyı tekrarlayacağından pek ümitli değilim. Çünkü oyuncular doyuma ulaştı.
NBA’de son yıllarda Türk oyuncuların boy göstermesinin sebebi ne?
Son yıllarda NBA kulüpleri disiplinsiz ABD’li oyuncular yerine takım oyunu oynayan Avrupalı beyaz oyuncuları tercih etmeye başladı. Bizim dönemimizde ise NBA’de oynamak daha zordu. Şimdikinden çok daha kaliteli ABD’li oyuncular vardı.
Efes ve F.Bahçe Ülker’in Avrupa’daki performansını nasıl buluyorsun?
Her iki takım da beni hayal kırıklığına uğrattı. Aslında zengin bir kadroya sahipler. Aynı şekilde iki kulübün de geniş imkanları var. En azından F.Bahçe Ülker’in ilk 8’e kalması gerekirdi.
Efes Pilsen’in isminin değişme durumu için ne diyorsun?
Önemli olan kulübün tamamen kapanmaması. Zaten dünya basketbol camiası Efes Pilsen’i Efes olarak tanıyor ve biliyor. İsmi sadece Efes olsa bile yeterli bence.
Bildiğimiz kadarıyla 3 çocuğun var. Onların da senin gibi basketbolcu veya sporcu olmasını ister miydin?
Evet, 3 çocuğum var. Hiçbirine basketbolcu veya herhangi bir mesleği seçsin diye baskı yapmıyorum. 10 yaşındaki oğlum Adrian basketbol oynuyor. Fakat ona bile karışmıyorum. Sadece fazla dripling yapmaması için bir iki kez uyarmıştım. 8 yaşındaki diğer oğlum Mihail ise futbola meraklı. 5 yaşındaki kızım ise henüz sporla ilgilenmiyor.
Türkiye’de oynadığın yıllarda hangi futbol takımını desteklerdin?
Öncelikle ben her Türk takımının Avrupa’da başarılı olmasını isterdim. Başkan Adnan Polat’ın yanı sıra Fatih Terim ve Hakan Şükür’le de bazı zamanlar bir araya gelme fırsatı bulduğum için G.Saray’a karşı sempatim vardı.
Senin bir de ülken Makedonya’da milletvekilliği yaptığını öğrendik. Neden siyasete girdin, politikayla şu an aran nasıl?
Evet, 2002 yılında hatırını kıramayacağım bir arkadaşımın partisinden Üsküp’ten milletvekilliğine seçildim. O zaman kadar siyasetle hiç ilgim yoktu doğrusu.. Meclis binasına politikanın bana göre olmadığını gördüm. Çünkü milletvekilleri mecliste nerdeyse kavgaya tutuşmalarına rağmen dışarıda sanki hiçbir şey olmamış gibi birbirine sarıldıklarını görünce siyasetten soğudum. Zaten 4 yıllık milletvekilliği süresince sadece 7 kez gittim.
Seni ne zaman tekrar basketbolun içinde göreceğiz. Bu yönde teklifler alıyor musun?
Ben Efes’te dolayısıyla Türkiye’de Naumoski oldum. Bu yüzden Türk halkına kendimi hala borçlu hissediyorum. Hedefleri olan bir kulüpten teklif gelirse bu defa Sportif Direktör veya Genel Menajer olarak Türk basketboluna katkıda bulunmak isterdim. Teknik adamlık bana göre değil. Antrenörlük çok farklı meziyetler istiyor ve benim yapıma ters geliyor.
Zaman Gazetesi / Ahmet Uykan
Haber ve Sanat
4 Mayıs 2012 Cuma
3 Mayıs 2012 Perşembe
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Yanlış Hafıza - Dean R. Koontz
Martie bardağı aynaya doğru fırlatacakken, Dusty onun elini havada yakaladı. Yerdeki fayanslar, bardağın içinde kalan sudan ıslanmıştı.
Dusty ona dokunur dokunmaz, Martie banyonun kapısını kocasının yüzüne doğru öyle hızla kapattı ki, duşun kapıları zangırdadı.
"Bana yaklaşma! Tanrı aşkına, neler yapabileceğimin farkında değil misin?"
Dusty'nin endişeden midesi bulanmaya başlamıştı. "Senden korkmuyorum, Martie."
"Bir öpücük, ısırıktan ne kadar uzak olabilir ki?" diye sordu Martie kısık ve korku dolu bir sesle.
"Ne?"
"Bir öpücükle, bir ısırık öylesine yakın ki, düşünsene dilin ağzımdayken."
"Martie, lütfen..."
"Öpücükten, ısırığa. Dudaklarını parçalamak öylesine basit ki. Yapamayacağımı nereden biliyorsun? Yapamayacağımdan nasıl emin olabiliyorsun?"
Martie yeni bir panik atağın eşiğindeydi ve Dusty onu nasıl durduracağını hatta nasıl yavaşlatacağını bile bilmiyordu.
"Ellerime bak," dedi Martie yalvarırcasına. "Bu tırnaklar. Plastik tırnaklar. Onlarla gözlerini kör edemeyeceğimi de nereden çıkartıyorsun? Gözlerini yuvalarından sökemeyeceğimi mi sanıyorsun?"
"Martie, tüm bunlar..."
"İçimde, şimdiye dek görmediğim bir şey var, beni inanılmaz derecede korkutan bir şey ve bu şey çok kötü bir şey yapmama neden olabilir, seni kör etmeme neden olabilir. Kendi iyiliğin için, benden korksan iyi edersin."
Dusty ona dokunur dokunmaz, Martie banyonun kapısını kocasının yüzüne doğru öyle hızla kapattı ki, duşun kapıları zangırdadı.
"Bana yaklaşma! Tanrı aşkına, neler yapabileceğimin farkında değil misin?"
Dusty'nin endişeden midesi bulanmaya başlamıştı. "Senden korkmuyorum, Martie."
"Bir öpücük, ısırıktan ne kadar uzak olabilir ki?" diye sordu Martie kısık ve korku dolu bir sesle.
"Ne?"
"Bir öpücükle, bir ısırık öylesine yakın ki, düşünsene dilin ağzımdayken."
"Martie, lütfen..."
"Öpücükten, ısırığa. Dudaklarını parçalamak öylesine basit ki. Yapamayacağımı nereden biliyorsun? Yapamayacağımdan nasıl emin olabiliyorsun?"
Martie yeni bir panik atağın eşiğindeydi ve Dusty onu nasıl durduracağını hatta nasıl yavaşlatacağını bile bilmiyordu.
"Ellerime bak," dedi Martie yalvarırcasına. "Bu tırnaklar. Plastik tırnaklar. Onlarla gözlerini kör edemeyeceğimi de nereden çıkartıyorsun? Gözlerini yuvalarından sökemeyeceğimi mi sanıyorsun?"
"Martie, tüm bunlar..."
"İçimde, şimdiye dek görmediğim bir şey var, beni inanılmaz derecede korkutan bir şey ve bu şey çok kötü bir şey yapmama neden olabilir, seni kör etmeme neden olabilir. Kendi iyiliğin için, benden korksan iyi edersin."
Beşiktaş Avrupa Şampiyonu !!!
Basketbolda FIBA EuroChallenge Kupası Dörtlü Final organizasyonunda Beşiktaş Milangaz, Fransa'nın Elan Chalon takımını 91-86 yenerek Avrupa Şampiyonu oldu.
Basketbolda kulüpler düzeyinde Türkiye'ye ilk ve tek kupayı Koraç Kupası'nda Efes Pilsen kazandırmıştı. Beşiktaş böylece bir Avrupa kupası kazanan ikinci Türk erkek basketbol takımı oldu.
Macaristan’ın Budapeşte kentinde düzenlenen FIBA EuroChallenge Final Four’da final maçında Fransa’nın Elan Chalon takımıyla karşılaşan Beşiktaş Milangaz, rakibini 91-86’lık skorla devirerek şampiyonluk kupasının sahibi oldu. Mücadeleyi 26 sayı-20 ribaundla tamamlayan Pops Mensah-Bonsu ise En Değerli Oyuncu (MVP) seçilirken 25 sayı- 15 ribaundlık bir katkı sağlayan Zoran Erceg de galibiyette önemli bir rol oynadı.
Mücadeleye hızlı bir başlangıç yapan Beşiktaş Milangaz, Zoran Erceg - David Hawkins – Pops Mensah-Bonsu üçlüsü ile etkili olarak maçın başında farkı açmaya başladı ve 5. dakikaya 15-3’lük üstünlükle girdi. Steed Tchicamboud’un dış atışlarıyla yeniden oyuna ortak olmak isteyen rakibine karşı serbest atış çizgisinden skor üreten temsilcimiz, ilk çeyreği 27-15’lik üstünlükle tamamladı. İkinci çeyreğe alan savunmasıyla başlayan Elan Chalon, Siyah-Beyazlıların üç sayılık atışlarına engel olamayınca 15. dakikaya da 37-26 geride girdi. Devrenin son bölümünde ise Mensah-Bonsu dışında skor bulmakta zorlanan temsilcimiz, rakibinin farkı kapatmasına rağmen devreye 44-40 önde girmesini bildi.
İkinci yarıda iki takım da savunma sertliğini iyice arttırırken, oyuna yeniden ortak olmak isteyen rakibine 26. dakikada Zoran Erceg’in üçlüğüyle cevap veren Beşiktaş Milangaz durumu 53-48’e getirdi. Fransız ekip, Ilian Evtimov’un üç sayılık basketi ve Steed Tchicamboud’un sayılarıyla maçta 53-55’lik skorla ilk kez öne geçerken, Zoran Erceg ve Pops Mensah-Bonsu’nun serbest atışları sonrası yeniden skor üstünlüğünü eline alan temsilcimiz final periyoduna 57-55’lik avantajla girdi. Son çeyrekte Zoran Erceg - David Hawkins – Pops Mensah-Bonsu üçlüsü ile oyunun kontrolünü yeniden eline alan Siyah-Beyazlılar, bitime 5 dakika kala durumu 71-66’ya getirdi. Kalan bölümde Carlos Arroyo’nun da devreye girmesiyle farkı daha da açan fakat rakibinin üçlüklerine rağmen serbest atış çizgisinden bulduğu sayılarla üstünlüğünü koruyan Beşiktaş Milangaz mücadeleden 91-86 galip ayrılarak FIBA EuroChallenge Final Four’da şampiyonluğa ulaştı.
BEŞİKTAŞ MİLANGAZ (91): Mehmet Yağmur (2 asist), Zoran Erceg 25 (15 ribaund- 2 asist), Serhat Çetin (1 asist), Marcelus Kemp 8 (3 ribaund- 2 asist), Carlos Arroyo 15 (2 ribaund- 8 asist), David Hawkins 13 (3 ribaund- 4 asist), Ersin Dağlı 4 (2 ribaund- 1 asist), Mensah-Bonsu 26 (20 ribanud- 1 asist)
ELAN CHALON (86): Abdul Aminu 13 (8 ribaund), Malcolm Delaney 11 (3 ribaund- 2 asist), Brtant Smith 4 (1 ribaund), Nicolas Lang 6 (1 ribaund), Jordan Aboudou (1 ribaund), Blake Schilb 12 (4 ribaund- 6 asist), Ilian Evtimov 12 (7 ribaund- 2 asist), Steed Tchicamboud 19 (5 ribaund- 7 asist), Michel Jean Baptiste Adlophe 4 (2 ribaund), Joffrey Lauvergne 5 (8 ribaund)
1.PERİYOT: 27-15
2.PERİYOT: 17-25
3.PERİYOT: 13-15
4.PERİYOT: 34-31

Macaristan’ın Budapeşte kentinde düzenlenen FIBA EuroChallenge Final Four’da final maçında Fransa’nın Elan Chalon takımıyla karşılaşan Beşiktaş Milangaz, rakibini 91-86’lık skorla devirerek şampiyonluk kupasının sahibi oldu. Mücadeleyi 26 sayı-20 ribaundla tamamlayan Pops Mensah-Bonsu ise En Değerli Oyuncu (MVP) seçilirken 25 sayı- 15 ribaundlık bir katkı sağlayan Zoran Erceg de galibiyette önemli bir rol oynadı.
Mücadeleye hızlı bir başlangıç yapan Beşiktaş Milangaz, Zoran Erceg - David Hawkins – Pops Mensah-Bonsu üçlüsü ile etkili olarak maçın başında farkı açmaya başladı ve 5. dakikaya 15-3’lük üstünlükle girdi. Steed Tchicamboud’un dış atışlarıyla yeniden oyuna ortak olmak isteyen rakibine karşı serbest atış çizgisinden skor üreten temsilcimiz, ilk çeyreği 27-15’lik üstünlükle tamamladı. İkinci çeyreğe alan savunmasıyla başlayan Elan Chalon, Siyah-Beyazlıların üç sayılık atışlarına engel olamayınca 15. dakikaya da 37-26 geride girdi. Devrenin son bölümünde ise Mensah-Bonsu dışında skor bulmakta zorlanan temsilcimiz, rakibinin farkı kapatmasına rağmen devreye 44-40 önde girmesini bildi.
İkinci yarıda iki takım da savunma sertliğini iyice arttırırken, oyuna yeniden ortak olmak isteyen rakibine 26. dakikada Zoran Erceg’in üçlüğüyle cevap veren Beşiktaş Milangaz durumu 53-48’e getirdi. Fransız ekip, Ilian Evtimov’un üç sayılık basketi ve Steed Tchicamboud’un sayılarıyla maçta 53-55’lik skorla ilk kez öne geçerken, Zoran Erceg ve Pops Mensah-Bonsu’nun serbest atışları sonrası yeniden skor üstünlüğünü eline alan temsilcimiz final periyoduna 57-55’lik avantajla girdi. Son çeyrekte Zoran Erceg - David Hawkins – Pops Mensah-Bonsu üçlüsü ile oyunun kontrolünü yeniden eline alan Siyah-Beyazlılar, bitime 5 dakika kala durumu 71-66’ya getirdi. Kalan bölümde Carlos Arroyo’nun da devreye girmesiyle farkı daha da açan fakat rakibinin üçlüklerine rağmen serbest atış çizgisinden bulduğu sayılarla üstünlüğünü koruyan Beşiktaş Milangaz mücadeleden 91-86 galip ayrılarak FIBA EuroChallenge Final Four’da şampiyonluğa ulaştı.
BEŞİKTAŞ MİLANGAZ (91): Mehmet Yağmur (2 asist), Zoran Erceg 25 (15 ribaund- 2 asist), Serhat Çetin (1 asist), Marcelus Kemp 8 (3 ribaund- 2 asist), Carlos Arroyo 15 (2 ribaund- 8 asist), David Hawkins 13 (3 ribaund- 4 asist), Ersin Dağlı 4 (2 ribaund- 1 asist), Mensah-Bonsu 26 (20 ribanud- 1 asist)
ELAN CHALON (86): Abdul Aminu 13 (8 ribaund), Malcolm Delaney 11 (3 ribaund- 2 asist), Brtant Smith 4 (1 ribaund), Nicolas Lang 6 (1 ribaund), Jordan Aboudou (1 ribaund), Blake Schilb 12 (4 ribaund- 6 asist), Ilian Evtimov 12 (7 ribaund- 2 asist), Steed Tchicamboud 19 (5 ribaund- 7 asist), Michel Jean Baptiste Adlophe 4 (2 ribaund), Joffrey Lauvergne 5 (8 ribaund)
1.PERİYOT: 27-15
2.PERİYOT: 17-25
3.PERİYOT: 13-15
4.PERİYOT: 34-31
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


